Mardinli gazeteciler çözüm sürecini gazetemize değerlendirdi.
Diyarbakır ve Suruç katliamı sonrası başlayan operasyonlar ve hükümete yakınlığıyla bilinen bazı medya kuruluşlarının 90’lı yıllarda ki savaş dilini kullanması toplumda barışı isteyen yurttaşlar tarafından tepkiyle karşılandı. Çatışmaların tekrar başlaması ve Ulusal basında barışçıl dili kullanması gereken medyanın savaş diline dönmesi Mardin’de yazar aydın ve gazeteciler tarafından eleştirilerek basının asla çatışmalardan yana olmaması gerektiği konusunda hem fikir oldular.
Bölgede yıllarca gazetecilik ve yazarlık yapan arkadaşlarımızla yapmış olduğumuz görüşmelerde, basının asla ölümleri meşru gösterme gibi bir role girmemesi gerektiğini söylediler.
Gazeteci ve Yazarlar, çatışan tarafların bir an önce çatışmaları sonlandırıp barış görüşmelerine tekrar başlanmasını istediler.
Bölgenin gelişmesi için ekonomik ve sosyal anlamda gelişmesi için huzurun inşa edilmesi gerektiğine vurgu yapan Gazeteci ve Yazarlar, İnsanların ölümleri, köylerin boşaltılması ormanların yakılması ne bölge insanına nede ülkeye bir katkı sağlayacağına vurgu yaptılar.
Gazeteci ve Yazarlar, çatışma ortamının bölgede demokrasi ve ekonominin ilerlenmesi için bir tehlike olduğunu söylediler.
HAVUZ MEDYASI DİLİNİ KULLANMAMAK GEREKİR
Mardin Değişim Gazetesi İmtiyaz Sahibi Davut Aksel, Çatışmaların tekrardan başlaması ülke adına ve halklarınbarışçıl yaşamları adına çok üzücü bir durum olduğunu söyledi.
Çatışmalar bu ülkenin hiçbir şekilde faydasına olmayacak diyen Aksel, “Çatışmaların başlamasındaki en önemli neden bence AKP’nin tek başına iktidar olamamasının yaratmış olduğu rahatsızlığından dolayı bu çatışmalarla kaybettiği oylarını geri alma çabası olarak yorumlayabilirim. Çatışmaların sona erebilmesi için bölge basını, AKP’ye yeni bir seçimde de bölgedeki kaybettiği oyları geri alamayacağını gösterebilirse veya anlatabilirse çatışmalar sona erer. Burada özellikle bölgedeki basının dikkatli olması, çatışmaların nedenlerini halka objektif tarafsız bir şekilde anlatması bu çatışmaların seyrini değiştirecektir. Çünkü İktidar bu çatışma ile bölgede kaybettiği oyları korku ve sindirme politikasıyla geri almak için çaba sergileyecek basın burada önemli bir noktada duruyor. Çatışmaları havuz medyasının dili ile değil halkların çıkarına olacak barışçıl objektif tarafsız bir dil kullanarak sona erdirebilir veya boşa çıkartabilir. Barış muhabirliği veya basında barış dili çatışmaların sone ermesinde önemli bir motor görevi yapacağından basın barış dilinden vazgeçmeyip barışı teşvik eden bir haber politikasını temel esas almalıdır”

ÇÖZÜM SÜRECİNİ BOZMAK İSTEYENLER DÜĞMEYE BASTI
Barış sürecinin iyi gittiğini gören ve süreci bozmak isteyenlerin düğmeye bastığını söyleyen Mardin İletişim Gazetesi İmtiyaz Sahibi Rıdvan Fidan, 30 yıl süren ama hiçbir sorunu çözmeyen döneme sürükleme çabası olarak gördüğünü söyledi.
Fidan, çatışmaların halka acı ve gözyaşından öte bir durum yaşatmadığını belirterek şunları kaydetti; “Çatışmaların başlamasını iki tarafında iyimser yaklaşımı sonrası başlayan barış sürecini görenlerin bunu bozmak için düğmeye basıp tekrardan 30 yıl süren ama hiçbir sorunu çözmeyen döneme sürükleme çabası olarak görüyorum. Çatışmalar bize ve ülkeye bir fayda sağlamamıştır gözyaşı ve acının ötesinde bir durum yaşanmamıştır. Gazeteler bu çatışmalı ortamın sona ermesi için barış görüşmelerin yeniden başlaması için önemli bir yerde duruyor. Sağduyulu haberleri ile bu barış sürecine ciddi katkıları olabilir. İyi niyet hep ön tarafta olmalı. Halk ile devlet arasında bir köprü görevi yapmalı. Savaş muhabirliği yerine barış muhabirliği, barışa mutlaka etki eder. Barış dili kullanılırsa taraflar birbirini daha iyi anlar. Çatışmalarla halka düşmanlıklar yaratılmak isteniliyor. Bu halka düşman olunmamalı”

TARAFLARIN TEKRAR BARIŞ DİLİNİ KONUŞMASI GEREKİYOR
Çatışmaları meşru görmek, çatışmaları savunmak önce insan olarak sonra gazeteciler olarak kabul etmek mümkün değildir diyen Mardin Gazeteciler ve Yazarlar Derneği Başkanı. Mardin Life Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Kadir Üründü, çatışmaların bölgeye ve insanlara zarar verdiğini dile getirdi.
Çatışmalar bu ülkeye ve bölgeye hep zarar vermiş, sonuç alıcı bir yöntem olmadığını ifade eden Üründü, “Gazeteciler asla çatışan taraflardan birisinin yanında olmaması gerekiyor. Çatışma haberleri verirken çatışmaları teşvik eden, çatışmalara çağrı yapan bir dili kullanmaması gerekiyor. Hiçbir örgütün veya hiçbir kesimin sözcülüğünü yapmaması gerekir. Barış süreci çatışma ile sonuç alınmadığının anlaşılmasıyla başlayan bir süreçti, şimdi tekrardan çatışmayı çözüm yöntemi olarak görülmesi yanlış bir durum. Bizler de, yetkililerde gördü ki barış süreci ile yol alınabiliyor, sorunlar çözüle biliyor. Şimdi tekrar eskiye dönmek ülkemize derin yaralar açacağından bir an önce tekrardan görüşmelere başlamak lazım. Basın olarak tekrar görüşmelerin başlaması için barış dilini geliştirmesi hayati önem taşıyor. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Silah ile çatışma çözüm değildir. Basının yapacağı her haber barışa mutlaka hizmet etmemeli. Dolaysıyla basın hep barışı dillendirmeli” diye konuştu.

ÇATIŞMA 30 YILDIR ÜLKEYE ZARAR VERİYOR
30 yıl boyunca bu ülkeye çatışmanın bir fayda getirmediğini söyleyen, Mardin Gazeteciler Dernek Başkanı,Mardin Haber Gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Çelik, bundan sonrada çatışmaların sonuç getireceğine inanmadığını söyledi.
Çatışmaların son bulması için gazeteler haberleriyle yazılarıyla bu çatışmaların kısmen de olsa barışa evirilmesinde önemli bir mekanizma olduğunu dile getiren Çelik, “Bize düşen görev kamuoyunu bilgilendirmek olayları tarafsız bir şekilde sunmaktır. Barışın veya savaşın diye bir çağrımız olamaz. Yazılarımızla çatışmaların topluma zarar verdiğini dile getirebiliriz. Çatışmaların ekonomimize zararlarını dile getirebilir. Ölmek veya öldürmenin ülkemize bölgemize bir faydası olmayacağını haberlerimizle gözler önüne sergileyerek çatışmaların durmasında etki edebiliriz. Ama derseniz çatışmaları sonlandırırız bunu basın yapamaz bunu yapacak siyasetçilerimiz ve yetkililerdir. Son dönemde siyasi erk basını dinlemediğini görüyorum. Basının Siyasi erk üzerinde ciddi bir etki bırakacağına inanmıyorum” dedi.

BASIN SAVAŞ DİLİ KULLANMAMALI
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Mardin Temsilcisi Muzaffer Duru, Çatışma, öldürme, ölmek sorunların çözüm yöntemi olmaktan çıkmalı bir an önce tekrardan barış görüşmelerinin başlanması gerektiğine vurgu yaptı.
Çatışma gözyaşı insan kaybı ve ekonomik zararlarıyla tam bir çağdışı yöntemdir diyen Duru, “Basın çatışmaların başlamasıyla asla savaş diline dönmemeli ki çatışmalardan medet duyanlar bu anlayıştan vazgeçebilmelidir. Çatışmalarda Ölen her insanımız, giden her kuruşumuz bu ülkenin geleceğinin kaybı ve geri kalmışlığı anlamına geleceğinden basın mensubu arkadaşlarımız asla savaş dilini kullanmamalı barışı, barışçıl haberleri gazetelerine, ekranlarına ve radyolarına taşımalıdır. Barış muhabirliği önemli bir yerde duruyor. Çünkü çatışmaları ret eden, barışı dillendiren kalemler bu ülkenin geleceğine katkı sunacaktır. Arkadaşlarımız çatışmaların sona ermesi için kalemini, dilini, fotoğraflarını barışa hizmet eder olmalıdır”

BU TOPRAKLARDA EMPERYALİST GÜÇLERİN KİRLİ HESAPLARI VAR
Mardin Arena gazetesi genel yayın Yönetmeni Ufuk Güngörmüş, Yıllarca bu topraklar kana, gözyaşına ve ölümlere tanık olduğunu ifade etti.
Bu topraklarda emperyalist devletlerin hesapları olduğunu ifade eden Güngörmüş, “Emperyalist güçlerin hiçbir zaman barışı istemeyen güçler olduğunu düşünüyorum. Emperyalistler, ülkede yaşanan barışı bozmak ve tekrardan bölgeyi kana bulamak için ellerinden geleni yaptığını düşünüyorum. Burada Basına önemli bir görev düşüyor, çatışmaları ret eden, başkasının havuzunun yerel ayağı olmadan, gücünün ve kuvvetinin bilincinde olunarak barışçıl dili ile çatışmaların sona erip barışa everilmesine önemli katkı sağlayacağına inanıyorum. Barış muhabirlik söylemi kulağa çok hoş gelen bir kavram, bence de basın barışı temel ilke edinmeli, Barışı her haberine her yazısına yansıtmalı ki bu topraklarda artık ölüm, gözyaşı ve acı son bulmalı. Basın ne olursa olsun çatışmacı, ayrıştırıcı, çatışmadan medet uman kesimlerin sesi olma noktasına, pozisyonuna düşmemelidir” dedi.

ÇATIŞMALAR SİLAH SANAYİSİNE HİZMET EDER
Türkiye Gazeteciler sendikası Mardin Temsilcisi İbrahim Hakkı Laleoğlu, çatışmalı sürecin sadece silah tüccarlarına fayda sağlayacağını söyledi.
Mezopotamya halklarının yüzyıllardır çatışmalı bir ortamda yaşadığını söyleyen Laleoğlu, “Çatışmalı bir sürece sürüklenmek, Çatışan tarafların sorunların çözümünü ölmek ve öldürmekte görmek, çağdışı bir yöntem olduğunu, bir an önce yaşa yaşat anlayışı şeklinde sorunlara bakılmalı ve barış görüşmelerini tekrardan başlatılması elzem bir durumdur. Çatışmalar, silah tüccarlarına silah sanayisine hizmet eden bir davranış şeklidir. Ortadoğu ve Mezopotamya coğrafyası son 100 yıldır hep savaş ve toplumsal deney alanı oldu. Coğrafyamızdaki farklıklarımızın zenginliğini hazmedemeyen güçler farklıklarımızı kullanarak bizleri birbirimize düşürme politikalarını özerimizde uyguluyorlar. Burada halkların duruşu, barışı, hoşgörüyü, kardeşliği temel yaşam prensibi olarak görüp savaşları çatışmaları boşa çıkartmalıdır. Aksi takdirde geleceğimize, gelecek kuşaklara çok ağır kapanmaz yaralar bırakmış olacağız. Basın, yıllarca savaş baronlarının sözcülüğüne soyundu, küçük dünya çıkarları uğruna savaşı teşvik eden bir dil kullandı. Duyarlı geleceğini önemseyen basın mensubu arkadaşlarımız bu ezberi bozarak barış dilini barışçıl haberleri yaparsa inanıyorum ki bu topraklarda oynanan kardeş kavgalarını sona erdirir. Gazeteciler küçük çıkarları uğruna bu ülkenin büyük çıkarlarına zarar verecek davranışlardan uzak durmalı. Mesleğinde ve yaşamında barışı temel esas almalıdır” şeklinde konuştu.

BASIN BARIŞ MUHABİRLİĞİ YAPMALI
Cihan haber ajansı ve zaman gazetesi Muhabiri Şehmuz Ediz, çatışmalarının yeniden başlaması en çok anaların gözyaşı dökmesine neden olduğunu ifade ederek, Türkiye’de hiçbir ananın gözyaşı dökmesini istemediğini söyledi.
Çatışmaların tekrar başlaması barış ortamının tekrardan bozulması hepimizi üzdü diyen Ediz, “Barış görüşmeleri devam ederken karanlık ellerin devreye girerek çatışmaların tekrardan başlamasına neden olmuştur. Şuandabarışı bozmak için büyük bir çaba sarf ediliyor. Siyasilerinde savaş dilini kullanması karanlık güçlerin hedeflediği olumsuz çatışmacı ortama hizmet ediyor. Ortamı daha da gerilmesine neden oluyor. Kardeş olan halkların kanı üzerinden siyaset yürütülmek isteniliyor. Bu çatışmalı ortam en çok anaların gözyaşı dökmesine neden oluyor. Yani çatışmaların başlaması insan kaybına ve ekonomimize ciddi zararları oluyor. Son iki yılda ülkede esen barışrüzgarları 7 Hazirandan sonra yerini şiddete bıraktı. Bu süreçte her iki tarafında ellerini tetikten çekmeleri barışmüzakerelerini başlatması gerekir. 30 yıldır süren çatışmalar sona ermeli şiddetle, zulümle kan dökmekle bir yere varılmadığı görülmeli artık barış zamanıdır. Çatışmayla asa sorun çözülmez oturup medeni insanlar gibi konuşulmalıdır. Dünyada nasıl çözülmüşse bizlerde aynı şekilde çatışmaları sonlandırıp kökten sorunun çözüm için mutlaka görüşmeler başlamalı. Basın, Haberle yazılarla STK’ları ve toplumda farkındalıklar yaratarak barışçıl bir ortamın hazırlamalıdır. Çatışmaların bir yanında olmamalı. Çatışmaları sonlandıracak haberlere ve yazılara imza atmalıdırlar. Tarafların görüşmeleri başlatmak için basın önemli bir yerde duruyor. Tüm basın, barışmuhabirliği yapmalıdır”

MARDİN BARIŞA EN GÜZEL ÖRNEKTİR
Çatışmaların halklara fayda getirmediğini belirten Mardin Arena Gazetesi Köşe Yazarı Abdulvahap Omuzlar, çatışma demek 10 binlerce insanın ölümü anlamına gelir tavrımızı barıştan yana kullanmak gerektiğini söyledi.
Çatışmaların yaşandığı şu günlerde vurdumduymaz bir toplu olmaktan çıkmak gerekir diyen Omuzlar, “Çatışmaların tekrardan başlaması demek 10 binlerce insanın ölümüne neden olan binlerce köyün boşaltıldığı acı dolu gönlerin tekrardan başlamasıdır. Türkiye’nin batısında yaşıyoruz deyip, dilsiz kör vurdumduymaz bir toplum olmaktan çıkıp çatışmaların bize bizlere halklara bir fayda sağlamayacağını dile getirmek lazım. Sorunların çözümünü ve çatışmaların bir devlet politikası olmaktan çıkarıp konuşmak görüşmek fikirsel düzeyde çatıştırmak daha insani daha çağdaş bir davranış olmalıdır. Sorunların çözümü diyalog, müzakere ve barışçıl yöntemlerin kullanılması gerekir. Parti çıkarları gereği çatışmalardan medet ummak ülkeyi de insanını da ateşe atmak anlamına geldiği dillendirilmeli toplumsal farkındalık yaratma konusunda barışçıl dil her zaman, her sorunda tercih edilmelidir. Çatışmalı ortamla halkların insani haklarını gasp etmek asla kabul edilmemeli ve bu anlayış ret edilmelidir. Barışçıl olmayan hiçbir politikayı halklar kabul etmemiştir. Bunun en güzel örneği deMardin’dir. Halklar ortak kültürel değerleri ile bunu ortaya koymuştur. Bu ortak kültürel değerlerimiz hep barışçıl olmuştur. 7 Haziran seçimlerinden sonra halkların elinden alınmak istenen halkların birlikte yaşama, istemidir. Seçimleri herkes kendince yorumladı. Mardin en güzelini yaptı, birlikte yaşama şiddetsiz yaşam ve huzuru seçti. Yıllardan beri gelen sorunların çözümü için uzatılan elin sıkılmaması, sıkılmasının yüz kızartıcı bir olaymış gibi algılayan anlayış. Barış yerine çatışmayı tercih etmesi üzücü bir durum. Bu durum bence yıllarca okullarda verilen eğitimin ezberci yaklaşımın sonucudur. Sorunların çözümünde hep aynı ezber bozmayan yöntemlerin kullanılması gösteriyor ki toplumsal barışın çözümü için ezber bozmayan eğitim anlayışından vazgeçilmelidir. Ben her şeyi biliyorum, anlayışı artık topluma fayda vermiyor. Bu ezber politikaları radden kesimleri toplumsal reflekslere karşı düşmanca yaklaşımlar hiç kimsenin hak edeceği bir durum değildir. Bu davranışlar bu politikalar ne insanidir ne vicdanidir. Sorunların çözülmesi için tarafların çatışmaları bitirip hak taleplerinde bulunan halkların inançları hakları gözetlenerek çözüme gitmesi gerekiyor. Toplumsal sorunların çözülmesi için kişilerin, kurumların, farklıklar yokmuş gibi yaklaşması sorunların çözümüne bir katkı sunmaz. Diktatörlük anlayışların yaşama geçirilmesi noktasında tüm farklıkları yok saymak ne demokraside yeri olur nede bu ülke bu yaklaşımları kabul eder. Sorunları çözerken güçlü, zayıf şeklinde değil haklı haksız şeklinde yaklaşılırsa sorunlarımız çözülmüş olur. Hiç kimse veya hiçbir siyasi anlayış devletin güçünü kullanarak hak taleplerini yok sayamaz ve baskı kuramaz. Güven duyulacak adımların atılması için taraflar ellerini tetikten çekmesi, barış ortamının tekrardan başlaması için önemli olacaktır. Basın veya yazarlar, havuzda olmadan gerçek haberleri dile getirerek ancak toplumsal barışa katkı sunabilir. Başkasının ipiyle karanlık vadilere dalmak ülkeyi karanlık günlere götürecektir. Barışın inşası için yerel gazetelerin özgür olması gerekiyor. İlanlarla yapılan yardımlarla yandaş haline getirerek basın toplumsal barışa ne kadar katkı sunabilir ki. Basın hiçbir zümrenin hiçbir kesimin kontrolünde olmamalıdır. Umarım çatışmalar son bulur, tekrardan barış görüşmeleri başlar” dedi.

SİYASİ RANT ÇATIŞMALI ORTAMI BAŞLATTI
Kürtlerin yıllardan beri gelen barış konusunda ki ısrarına rağmen çatışmalı ortamın tekrardan başlaması düşündürücü diyen Mardin Arena Gazetesi Araştırmacı Yazar Yusuf Baranbey, Baldıran zehrini içeceğim bu sorunu çözeceğim diyen Cumhurbaşkanın çözümü çatışmada görmesini ironi bir durum olarak gördüğünü söyledi.
Cumhurbaşkanın ironi yaklaşımı çözüm sürecini sabote etmeye başladığını ifade eden Baranbey, “Kürt sorunun çözümünde elimi değil bedenimi taşın altına koyacağım diye anlayışın şimdi siyasi rant sağlamak adına çatışmaları başlatması, Siyasi bir yön değiştirmeye giden siyasi erk, kendi siyasi geleceğine daha fayda sağlayacağını düşündüğünden çatışmaları tercih etti. Yakıcı bir sorun olan Kürt sorunu çatışarak çözmede, analar ağlaması, tabutların ülkenin her tarafına gitmesi demektir. Siyasi çıkar adına halklara yapılmış en büyük yanlıştır. Seçim argümanı olarak bu çatışmayı kullanmak kendileri açısından büyük bir talihsizlik ve şansızlık olarak görüyorum. Buda gösterdi ki halen sorunların çözümünde eski tarzı tercih etmek hem kendilerine hem de ülkeye yapılmış en büyük yanlıştır. Çatışmalar insan kaybına ve ekonomik bir zayıflamaya ülkeyi götüreceğinden bu eski tarzın sonuç alıcı olmayacağını dile getiriyorum. Kürt sorunu çatışmalarla çözülemeyeceğini daha akılcı duygusallıktan uzak bir yolla çözülmelidir. Konu siyasi olduğundan sorunu ancak siyasetçiler çözebilir. Türkiye’de bir bildik yöntem olan seçim öncesi sözler veriliyor sonra seçim sonrası eski yöntemlerde ısrar ediliyor. Çözüm süreciyle insanlarda bir umut oluşmuştu insanlar geleceğe bakıyor işlerini yapmaya başlamıştı. 7 Haziran sonrası iktidar tek başına iktidar olmayınca bunun faturasını Kürtlere ve HDP’ye oy veren kesimlere çıkarmak istiyor. Tekrardan tek başına iktidar olmak adına çatışmasızlığı sona erdirilerek bölge savaş alanına çevrildi. Dersimde, Mardin’de ve ülkenin birçok yerinde yangınlar çıktı. Atılan bombalar ülkenin geleceğine atılan bombalar olarak görüyorum. Keşke bunlar yaşanmasaydı. Sorunun çözümü için Kürtlerin uzattığı barış elini tutupbarış müzakerelerini tekrardan başlaması gerekir. Çatışmaların başlamasıyla tutum değişikliği tartışmaya götürür bir durum. Nedense basın barıştan yana tercihinde ısrar etmesi gerekirken siyasi iktidarın çatışmacı dilini dillendirmeye başlaması bizleri çok özdü. Seçimlerde barajı aşan HDP’ye genel başkanlarına hatta seçmenlerine karşı kullanılan aşağılayıcı üsluba gazete manşetlerine taşıması sarayın konseptine uygun tavır alması anlamına geliyor. Buda gazetecilikle alakası olmayan bir durum. Basın birleştirici barışçıl davranması gerekirken ayrıştırıcı savaşı dillendiren tutum sergilemesi Kürtlere bu çatışmanın faturasını çıkarma çabası olarak yorumluyorum.
Barışı isteyen bu ülkenin geleceğini önemseyen aydınlar yazarlar ve gazeteciler bir araya gelerek barış blokunu oluşturarak savaşa, çatışmaları sona erdirmede baskı unsuru oluşturabilirler. Çatışmaların tekrardan başlama nedenleri araştırılarak halka anlatılmalıdır. Dünyaya anlatabilmeli. Savaş konseptine karşı barış konsepti oluşturularak tüm ülke konsolosluklarına tüm dünya kamuoyuna anlatabilmelidir. Ancak o zaman savaş geriletilir. Eli kalem tutan herkesin hükümetin bu çatışmacı yönteminden vazgeçmesi için baskı oluşturabilmelidir. Tekrardan barış müzakerelerine dönülmeli ama üçüncü gözün olması gerektiğini son olaylarla anlaşılmıştır. Türkiye’de demokrasiden bahsetmemiz için Kürt sorunun çözülmesi olmazsa olmazlardan biridir. Her gazete ve her yazarın yazdığı barışçıl bir yazı veya haber çok önem arz ediyor, barışa katkı sağlıyor” diye konuştu.
